 |
ENERJİ(ENERGIA)
ENERJİNİN GÜCÜ:
İçinde yaşadığımız dünya katı maddelerden meydana gelmiş görünmesine rağmen,deniz gibi sürekli hareket halinde olan akıcı bir enerjiden oluşmuş,onunla çevrelenmiştir.Modern bilimde,insan organizmasının sadece moleküllerden oluşan,sadece bir fiziksel yapı olmayıp tüm evrende olduğu gibi bir enerji alanına sahip olduğunu doğrular.Demek ki hepimiz enerjiyiz ve de sürekli hareket halinde olan bir enerji denizinde yaşıyor,yüzüyoruz.Enerji kelimesi;Grekçe energia 'hareketli kuvvet' anlamına geliyor.
EVRENLE AKORD TUTTURMAK:
Enerji kendisini madde olarak değil,hareketlerle gösteren bir kuvvettir.Bir kar fırtınasını gözlerinizin önüne getirin.Kümeleşmiş vaziyette uçuşan bir kar kümesi,bize görsel olarak bu oluşumu gösterdiği gibi,çıkardığı sesle de duyu organımıza hitap eder.Bizler de bu oluşuma rüzgar adını veririz.Peki rüzgar nedir?Tabi ki bir enerji hadisesidir.
ENERJİNİN SANSASYONLARI:
Evreni algılayışımız büyük ölçüde bilim dünyasının bakış açısından etkilenir.Bilim dünyası sayesinde her şeyin katı ve ayrı göründüğü bir dünya kavramından,her şeyin akışkan ve birbirleri ile bağlantılı olduğu,çok daha kapsamlı bir dünya kavramına geçiş yaptık.İki bilardo topunun çarpışması,tüm fiziksel tepkilerin nedeni olduğunu ileri süren bu uygulama ile benimsenebilir.
ENERJİNİN BÜTÜNLÜĞÜ:
Albert Einstein bütün Newton yasalarını yıkan ünlü izafiyet teorisini açıkladı.Bu teoriye göre uzay üç boyutlu değildi.Zaman bile uzaydan ayrı bir kavram olamazdı.Uzay ve zaman birbirine sıkı sıkıya bağlıydı.Dört boyutlu bir evreni oluşturuyorlardı.Zaman ve uzay doğanın oluşması için belirlenmiş iki elemandı.
BİTMİŞ ZAMAN:
Önceki yaşamlarınızı algılama kapasitesini veya gerçekleşebilecek olayları görebilmeyi(önsezi),açıklamak için bu doğrusal olmayan zaman kavramına baş vururuz.Kimi zaman bir olay olmadan önce onu hisseder,oluşumuna da tanık oluruz.
GELECEK ZAMAN:
Deneyimlerimizin yargılarının zayıflamasını durduracak olan büyük zamandır.Çünkü onlar Newton'un doğrusal zaman kavramıyla desteklenemezler.Hepimiz saatin Newton'un yasalarına göre ilerlemesine rağmen,zaman durmuş veya özelliklede çok fazla mutlu olduğumuzda çok hızlı geçiyor sandığımız durumlar yaşamışsınızdır.
ÖNCEDEN NEYDİK? GELECEKTE NE OLACAĞIZ?
Einstein'ın uzay-zaman evreni teorisi bize,olayların algılanan doğrusallığın,izleyen kişiye bağlı olduğunu gösterir.Hepimiz önceki yaşamlarımızı fiziksel bir evrende,aynen uzak bir geçmişteymiş gibi değerlendiririz.
HER ŞEYİN DEĞİŞİMİ VE DÖNÜŞÜMÜ:
Einstein'ın izafiyet teorisinin önemli sonuçlarından biri de enerji ile maddenin birbirlerinin yerini tutabileceğini kabul etmektir.Madde hareketlerini yavaşlatarak kendini gösteren enerji olduğunu benimsersek,kütle; bir şeklinden başka bir şey değildir.Doğrusu mantığımıza uygun düşmektedir.Vücutlarımız da; önce enerjidir.
ENERJİ MEYDANI:
Bir odadaki kişinin varlığını onu görmeden veya işitmeden hissettiğiniz oldu mu?Yada hiç ilk defa karşılaştığınız birine karşı sempati veya antipati duydunuz mu?Bu izlenimler enerji alanındaki uyum veya uyumsuzlukla açıklanabilir.
ENERJİ İLE KUTSAL ALANA TAŞINMA:
Hareketli ve sürekli değişen enerji parçacıklarının,denizde yüzüşen şekilleri ile pek farkımız yok.Esasta aynı parçacıklardan oluşuyoruz diyebiliriz.Bütün bu enerji parçacıklarının ise,kimi zaman düzenli,kimi zaman düzensiz hareket ettiklerini amam her zaman bağlantı içinde olduklarını söylemek gerekir.Bu anlık bağlantı karşılıklı iki insanın birbirlerini akıllarındakini anlama imkanı verir.Bu sistem bu güne kadar hiç fark etmediğimiz bir duyarlılıkla karşımızdakini sevme,aşk yaşama ve yardımlaşma olgusunu meydana getirir.Enerjiyi anlamaya ve kullanmaya başladığımızda,evreni çok daha ileriye,enerjinin çok daha yüksek şekline;doyumsuz aşka kadar gidebiliriz.
ENERJİSEL BAĞLANTILAR:
İnsan oğlu evren denen bütünün parçasıdır.Uzay ve zamanla sınırlanmış bir parçanın,
Kişiliğini,düşüncelerini,duygularını,Geri kalandan ayrıymış gibi algılar.Orada söz konusu olan,bilincini etkileyen bir çeşit optik yanılmasıdır.Bizim için bu yanılsama,bize yakın olan kişilere karşı,sevgimiz kadar,kişisel arzularımızı sınırlayan bir hapis gibidir.Görevimiz,bütün canlıları,tüm güzellikleriyle doğayı içine alacak kadar merhamet çemberimizi genişletecek kadar,bu hapisten kurtulmak olmalıdır.
Kimse bu noktaya tüm olarak gelmeyebilir ama böyle bir amacın peşinden koşmak
İçinde yinede bir özgürlük tutkusu ve temelde huzuru bulmak demektir.
Evrensel yer çekimi yasasına göre bütün her şeyin beğeni derecesine göre birbirlerine çekildiklerini ortaya koyar.
Örneğin;bir taşı atarsam yere düşer.Dünyanın merkezine doğru çekilir.Aynı şekilde ay dünyaya, dünya da aya doğru çekilir.Dünya ile ay arasında çekim enerjisinin yer değiştirebileceği uzunlukta bir çeşit görülmez enerji hattı vardır.Bu özel ve narin hat, iki insan veya iki cisim arasında enerjinin iletilebileceği uzunlukta beyaz bir ip, ışık veya kuvvet olarak düşünülebilir.Burada önemli olan karşılıklı iki varlıktan enerji gönderilenin,beyaz ipin kendisine gönderen tarafından uzatılan ucunu sıkıca tutup,kendisine doğru çekme özelliği yatar.İpin ucunu uzatan genelde sıfat dolu enerjiye sahip,özel biridir.Saklı ve verici iken enerji bolluğundan atak olanı değildir.Potansiyel ve sonuca giden daima ipin ucu uzatılandır.(daha atak ve atılgan olmak zorundadır)Bu el ve ipin ucu aynı zamanda,iki atom arasındaki ilinti gibidir.Soluduğumuz havadaki birliktelik gibi.Sevgi, istek, aşk, atom ve molekülleri gibi.
İşte bütün her şey, istek ve arzu enerji boyutunda,küçük ama etkili beyaz enerji ipleri ile
Birbirlerine bağlıdır.İpin ucunu iyi tutar kendinize doğru,sağlam ve güvenilir çekerseniz ipin diğer ucu sonsuza dek veya istediğiniz zaman diliminde sevgi ve mutluluk dolu size ait olur.
İpin ucunu isteksiz ve tereddütlü çekerseniz,bir zaman dilimi içerisinde sizin olmuş olan ipin diğer ucu,sizin elinizden kurtulup yeni enerji boyutlarına doğru yol alacaktır.
Metin Yahya Üster (Renkbilimci) bu anlatımıyla ikili ilişkilerin başlangıcındaki hamle enerjisini ve sağlamlığı ortaya koyan; Albert Einstein'ın(XVII.-XVIII.Yy.)yüzyıllar önce izafiyet teorisinin önemli bir bölümünü günümüze yeniden uyarlamıştır.
ENERJİYİ ALGILAMAK:
Bu sistemde nerede olursanız olun;bir bekleme salonu telaşlı ve kalabalık büyük bir hastanenin içinde,yeşil bir ormanda,masmavi bir denizde veya büyük bir alış veriş merkezinde yada sarp kayalıkların heyecan verici zirvesinde, belki de sevgilinizle gün batımını izlerken el ele veya bir bebeğin sımsıcak gülüşüyle ısınırken, hiç fark etmez yaşamda nerede olduğunuz.O anda farklı ortamlarda kendinizle barışık anlarınızı çok iyi keşfetmeniz ve artık farkına varmanız gerekiyor.
Bulunduğunuz yerden ayrılmadan gözlerinizi kapatın ve yedi kez nefes alın, yine yedi kez nefes verin.Algılamanızı genişletmek için nefes alıp vermeye bir süre devam edin.Ardından yine gözlerinizi kapatarak,sizi çevreleyen seslere veya gürültülere kulak verin.Soluduğunuz havanın mükemmelliğine özen gösterin.Çevrenizdeki hareketlerin farkına varmaya çalışın.
Şimdi siz 'bu dünyadaki yerinizin farkına varın' her soluk alışta içinizden şunu tekrarlayın:ben burada ve şimdi varım! Şimdinin muhteşem gücünü hissedin.Daha sonra soluk verin.Ve şimdi gözlerinizi açın ve yaşadıklarınızın küçük bir değerlendirmesini yapın.Bu işlemden önce kısa bir süre durun,sorun kendinize; evrendeki yerinizden memnun musunuz?değiştirmeyi istediğiniz şeyler var mı?Kendi dünyanızdan sorumlu olduğunuzu ve içinde kendinizi daha uyumlu hissetmek için yapılabilecek değişikliklere karar verecek tek kişinin yalnız kendiniz olduğunu unutmayın.Seçiminize göre ilerleyeceğiniz yol boyunca size sürekli gereken malzemeleri yol boyunca mutlaka bulacaksınız.
ENERJİYLE BÜTÜN OLMAK:
Az aydınlanmış bir yere gidin ve ellerinizi birbirine hızla sürtün.Avuçlarınızın ısındığını hissedin ve yaklaşık 6 cm kadar uzaklıkta avuç içleriniz birbirlerine bakacak şekilde tutun.Ellerinizi hafifçe hareket ettirin, bir başağın rüzgarda hafifçe sallanışı gibi.Eller birbirine değmesin.Ve şimdi hafifçe ellerinizi birbirine yaklaştırıp uzaklaştırın, böylece enerji akımını oluşturmuş durumdasınız.Şimdi ellerinizin arasına bakın önce hissettiğiniz enerjiyi şimdi görebileceksiniz.Ellerinizi hafifçe kapatmaya çalışın ve enerjinin baskısını hissedeceksiniz.İşte bu enerji hadisesidir,güçlü bir enerji dolaşımıdır sevgi dolu insan!Bu çalışmayı küçük bir çocukla yaptığınızda çok olumlu heyecanlı bir deneyim yaşayacaksınız.Biliyorsunuz çocukların enerji hareketleri her zaman güçlü,yargısız,saf ve hareket halindedir.
BİZDEN FARKLI ZAMANLARLA BERABER OLMAK:
Saniyeleri gösteren bir saatin önüne rahat bir konumda oturun.Saat sadece küçük bir göz hareketinizle,gözlerinizin çok az aralanması ile görebileceğiniz bir uzaklıkta bulunmalı.Şimdi gevşeyin,kendinizi rahat bırakın,zihninizi boşaltın ve evrenin sonsuz sevgisiyle boşluğa bırakın kendinizi, meditasyona girin.Yüksek bilinç evresine geçtiğiniz zaman,gözlerinizi çok az aralayın ve saatin saniye ibresini izleyin.Ne oldu?Bir çok insan ibrenin durduğu veya yavaş hareket ediyor kanısına varır.Bu hissedişten kısa bir süre sonra duygusal tepkiniz sizi doğrusal zaman kavramını sağlayan gerçeğe taşıyacak.Ve saniye ibresi tekrar doğru seyir hareketi alacaktır gözlerinizde.
Bu oluşuma göre zaman kişiye özel algılanan ve doğrusal olmayan bir deneyimdir.Bize uysun diye kendimize özgü,doğrusal bir zaman yapısı oluşturuyoruz.Öyleyse ne dersiniz?Zamanı günlük yaşamımızda genişletip,kısaltabiliriz değil mi?
ENERJİNİN BÖLÜMLERİ VE KATLARI:
DOĞUM: Doğum anı,ruh içine "eşsiz"bir olayı temsil eder.O anda,ruh her hangi bir ucunu ve kalıbının korunmasını tümüyle kayıp eder.İlk defa,büyük bir şaşkınlıkla yeni dünyasını etkilerine tümüyle açılmaya başlar.Sevgili dostlarım.Ruhun yalnızca hepimizi çevreleyelim,enerji denizinde "prana' da"bulunduğunu belirtmek isterim.Bu enerji alanı tarafından etkilenen ,enerji kalıbı da,kendi açısından büyüyecek ve zenginleşecek olan bu yeni şekilden etkilenir.Bu oluşum tıpkı yaşamda var olan senfoninin ezgisine eklenen yeni bir nota gibidir.
YENİ DOĞMUŞ BEBEKLER: Doğumdan sonra bebeğin fiziksel dünyayı algılaması çok yavaş gelişir.Yeni doğmuş bebek,daha yüksek enerjilere(ruhun alışması için)çok uzun süre uykuda kalır.Böylece fiziksel bir vücudun ve üç boyutlu bir dünyanın sınırlarına alışma keyfiyeti gösterir bebek.Bu çabalama bazı bebek için zor bir iştir.Aslında bu olay onların üçüncü dünyadaki ebeveynlerine ve arkadaşlarına bağlı kalması sonucu zorlaşır.Bebek ailesiyle yenilerini kurmak için bu bağları kurmayı öğrenmelidirler.Yeni doğmuş bir bebeğin taç chakrası mutlaka açıktır.Küçük vücuduna uyum sağlamak için uğraşır.Bebekler kendilerini torağa bağlıyacak olan ilk chakra(kök)açmak için yoğun çaba sarf ederler.Bu evrede ruh taç chakraya sık sık girer.İşte bu safhada kök chakra çok dar bir huniye,taç chakrada ağzı çok geniş bir huniye benzer.Yeni doğmuş bir bebeğin enerji bedeni sağlam her zaman renk verici olduğundan,beyni ile bir şey üzerinde yoğunlaştığında,Aura sı belirginleşip Taç chakrası üzerinde yoğunlaşır.Bu Aura bulanık kesin bir şekil almayan,gri ve mavi renkler verir.Bebeğin dikkati dağıldığında Aura solar ve sadece belirgin mavi renk kalır.Bir bebeğin ve bireyin her evresindeki deneyimler,Aura sına kayıp yapıp yer alır.Anneyle bebek arasında doğum sonrası çok kuvvetli bir enerji alanı oluşur.Ruhsal göbek kordonu doğum esnasında daha kuvvetlidir.Bütün yaşam boyunca var olacak bu bağ ipi,yaşam ileri gittikçe kayıp olur.Bu olay anne ve ya çocuk birbirlerinden uzakta olsalar da başlarına gelecek herhangi bir şey den haberdar olmalarının bir ibaresidir.Bebeğin bütün chakraları açıktır.Hiçbir filtre onu dış etkilere karşı koruyamaz.Yani savunmasızdır.Bu sebepten anne-baba aralarında geçen tatsızlıkları çocuğun önünde asla yapmamalıdırlar.Bebek dış etkilerin esiri olduğundan,anneye sığınma şekliyle onun enerji kabuğuna girmek ister.Bebeğin çocukluğunda yedi yaşına doğru chakraları üzerinde koruyucu bir filtre oluşur.Çocuğun hassasiyeti de azalmaya başlar.Bir bebeğe meme vermek onu doyurmak kadar üçüncü enerjiyle bağlantı kurmasını sağlar.
ÇOCUK: Çocukluk devresinde çocuğun ikinci chakrası(hara)gelişir.Duygusal hayatı gelişmeye başlar.Çocuk hayali dünyalar için kurmak için düşündüklerini enerjiyle sarmaya başlar.İki yaşına doğru çocuk anne ve babasına sahiplenir,kendisine aitmiş gibi görür.Çocuğun kişisel enerjisi bireyleşmesini salar.5-7arasında bir başka çocuk onun odasında oynadığı zaman,ikinci çocuk onunla iletişim kurma ile,kendi bireyselliğini koruma arasında çabalar.Yedi yaşından ergenlik çağına çocuğun zihinsel yeteneği ile chakrası olan karın chakrasında gelişir.Aura sına sarı renkte eklenmiş olur.
ERGENLİK: Ergenlik kendine has bir kişilik bulma evresindedir.Bu kalp chakrasının açılışını ortaya koyar.(yeşil)Cinsel arzu duyguların gelişme dönemidir.
YETİŞKİNLİK: Ergenlik çağının sonunda bütün chakralar ve aynı zamanda enerji alanı iyice oturmuş bir duruma gelir.Yetişkinliğe yönelik özelliklere bürünürler.
Bu evredeki insanlar yaşamlarında başka yaşam yaşamamayı seçerler.Olgunluğun ilerlemesiyle ben-sen kavramı, aileyi içine almak için yeni bir enerji yapısı oluşturarak genişlik kazanmaya devam eder.Üçüncü göz chakrası daha yüksek bir seviyeye açıldığı zaman birey bu evrensel bütünlük içerisinde her bir varlığın kendi özel karakteri olduğunu fark eder.
OLGUNLUK ÇAĞI: Kişinin yaşı ilerleyip de ölüme yaklaştığı zaman auasına daha yüksek bir enerji seviyesi eklenir. Saçları parlak br beyaza dönerken vücudunda dolaşan renkler tinsel dünyasıyla kaynaşmaya başlar. Ben-sen ikilisinin yanına Allah ( Tanrı enerjisi ile ilgili bir bağ da eklenir. Ruhsal boyuta doğru iç enerjiler kuvvetlenirken, fiziksel boyuta giden iç enerji kanalları ve boyutları eksilir. Karın chakra çok gelişmiştir. Özel insanlara saygı duyma istemi belirmiştir.
ÖLÜM: Ölüm esnasında kişi fiziksel bedenini terk ederken, taç chakradan parlak bir ışığın çıktığı ileri sürülmüştür. Phoebe Bendit tarafından Man Incarnate adlı kitabında da bunu yazmıştı. Bu parlak ışık karanlık bir tünelden geçiş gibi algılanmıştı, bir çok bilir tarafından. Tünel geçişi ise vücudun temel enerji akımında , ruhun yükselerek gezmesi şeklinde de açıklanabilir. Bu ışığın taç chakradan çıkması için bütün omur ilik boyunca gezmesi daha doğru bir açıklamadır.
Ruhu bu geçiş sırasında ebeveynlerinin ve arkadaşlarının ruhları ve tinsel rehberleri karşılar. Böylece kişi gözlerinin önünde tüm yaşamını çabuk ve gerçekçi bir şekilde geçtiğini görür. Bu safhada kişi aldığı kararları, hatalarını gözlerinin önünde geçirirken , gelecek vücut bulmada yapacaklarını da planlayabilir.
Rosicrucien'lere göre ölümden hemen sonraki ilk üç gün ruhun tüm geçiş evrelerini uyumlu bir şekilde gerçekleştirebilmesi için sessiz ve huzur dolu geçmesi gerekir.
Hend of Light'ın yazarı Barbara Ann Brennan'nın ruhsal rehberi olan Heyona'ya göre ölüm süreci aslında evrensel enerji alanının içinde daha büyük bir bilinçlenmeye doğru geçiştir. Bu süreçte kişi bir başka boyuta doğru ilerlerken kendi enerji alanını temizleyerek bütün chakralarının tam açılması ve saflaşması halindeki insanın ölüm evresinde tam bütünlük ve kişilik kazanması olayıdır. Ölüm esnasında üst chakralar açık kapılar gibi ferah ve iyilikçi görev yapan birer elçi gibidirler. Ölümü izleyen ilk üç saatte temel enerji akımının içinden fışkıran enerji geçtiği her yeri temizler. Bu ruhsal dua gibi vücudun arındırılması olayıdır. Bu açıdan ölüm muhteşem bir olaydır. Klinik olarak ölü kabul edilen bu süreçten geçen her kes çıkış kapısında parlak bir ışığın parladığı bir tünelden bahseder. Ayrıca bu tünelin parlak bir varlığının olduğu söylenir. Beraberce yaşamlarını gözden geçirdikleri bir varlık. Bu deneyden sonra kişiler tekrar fiziksel yaşamlarına geri dönmek istediklerini söylerler. Ölümden artık korkmadıklarını da belirtirler.
Sevgili dostlarım öyle ise ışığa doğru bir geçişten ve sonsuzluktan başka hiçbir şey değil demek geliyor aklıma ölüm ile ilgili. Ölümden sonra bile, başka bir gerçeklik boyutuna enerjinin sonsuzluğuna geçtiğimiz için bir vücut bulmadan diğerine kim olduğumuz hakkındaki özü saklarız. Birey fiziksel gövdesini terk ettiği zaman kendisini altın renkli bir ışık noktası gibi hissedebilir. Ama bütünün içindeki tekliği her zaman korur.
Metin Yahya Üster
Renkbilimci
MÜKEMMELLİYETÇİLİK
Mükemmellik, mükemmel, kusursuz, dört dörtlük çok sık duyduğumuz,
kullandığımız ama çoğu zaman da gerçek anlamı üzerinde pek düşünmediğimiz
kelimelerdir. Hepimiz çocukluğumuzdan beri hep daha iyisini yapmak, sürekli
kendimizi geliştirmek için çabalıyoruz. Bu amaçlarımıza ulaştığımızda kişisel bir tatmin yaşıyoruz ve çevremizdeki insanlardan onay alıyoruz. Bu durum kimilerimizin düşündüğü gibi mükemmel olma çabası değil. Bu şekilde yaşanan performansımızı geliştirme isteği sağlıklı bir çaba ve kendimizi geliştirmemizi, hedeflerimize ulaşmamızı sağlıyor. Ama mükemmeliyetçilik bu sağlıklı çabadan çok farklı.
Mükemmeliyetçilik elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktan farklıdır. Hata yapmaya ve yapılmasına tahammül edememek, pek çok şeyi aynı anda, tek başına yapmaya çalışmak, kendinden ve etrafındaki insanlardan gerçekçi olmayan yüksek beklentilerinin olması mükemmeliyetçiliğin en önemli özellikleridir. Mükemmeliyetçi kişinin çabaları, aslında kendini yenilgiye uğratan türdendir: Hiçbir şey, hiçbir zaman "yeterince" iyi değildir ve bu yüzden de hiçbir zaman, doyum yaşanması mümkün değildir. Bunun sonucunda da "mükemmel" olma beklentisi zamanla hayal kırıklıkları, kaygı, öfke ve mutsuzluk yaratabilir.
- Yaptığınız her şeyde % 100 başarılı mı olmak istiyorsunuz ?
- Tamamladığınız işlerin hiçbir zaman yeteri kadar iyi
olmadığını mı düşünüyorsunuz?
- İyi bir performans gösteremeyeceğinizi düşündüğünüz
işlerinizi erteliyor veya tamamen vaz mı geçiyorsunuz?
- Kendiniz (ve diğer insanlar) için yüksek beklentiler koyuyor
ve sürekli olarak bunları gerçekleştirememe karşısında
engellenmiş kaygılı ve yetersiz mi hissediyorsunuz ?
- Hata yapmaktan çok fazla mı korkuyorsunuz ?
- En ufak hatanızda kendinizi sıkı bir şekilde eleştirip,
cezalandırıyor musunuz?
- Kısa bir süre içinde pek çok işi aynı anda yapmaya çalışıp
tükenmişlik mi hissediyorsunuz?
Mükemmeliyetçilikte görülen temel
özellikler şunlardır;
- Kişinin kendisi ve önemli bulduğu diğer insanlar için ulaşılması neredeyse
imkansız hedefler belirlemesi ve bu hedefleri gerçekleştirme konusunda
gerçekçi olmayan, çok yüksek performans beklemesi
- Kişinin sadece başarılı olduğunda, hiç hata yapmadığında kendini iyi
hissetmesi, kendine güvenmesi.
- Hatalara, başarısızlıklara aşırı duyarlı olma.
- Katı, acımasız bir şekilde kendini eleştirme ve cezalandırma.
- Sürekli yapılan işin yeterince iyi olmadığından şüphe duyma, başarılardan
tatmin olamama.
- Ancak önemli bulduğu her alanda başarılı olursa kendini değerli hissetme.
- Düzen, kontrol ve planlama konusunda aşırıya kaçma.
Eğer siz de bu tip özelliklere sahip mükemmeliyetçi bir kişiyseniz birtakım katı
inanç ve kurallarınızın olması olasıdır. "İnsanların bana değer vermesi, beni sevmesi
için hiç hata yapmamam gerekir", "İnsan bir işi iyi yapamıyorsa hiç yapmasın daha
iyi", "Bir işte tümüyle başarısız olmakla yarı yarıya başarısız olmak arasında pek fark
yoktur" diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu katı kurallar yaptığınız bir takım düşünce
hatalarıyla bağlantılı olabilir. Ya hep ya hiç şeklinde düşünüp, performansınız tam
anlamıyla kusursuz değilse kendinizi başarısız olarak değerlendirebilirsiniz. Aşırı
genellemeler yaparak tek bir duruma ya da davranışa bakarak kendiniz veya diğer
insanlarla ilgili önyargılar oluşturabilirsiniz. "Asla, her zaman, daima, hiç kimse,
herkes, kesinlikle" gibi katılık içeren kelimeleri sıkça kullanabilirsiniz.
Olumsuzlukları büyütüp, yalnızca olumsuz ayrıntılara odaklanabilir, bu sırada olumlu
olayları, gelişmeleri dikkate almayıp, onları yok sayabilirsiniz. Bazı olayların önemini
(kendi başarısızlıklarınız ve diğer insanların başarıları) gereksiz biçimde abartıp,
diğerlerini (kendi olumlu özellikleriniz, başarılarınız ve diğer insanların
başarısızlıkları) önemsiz kılabilirsiniz.
Tüm bu düşünce hataları ve katı kurallar sonucunda da birtakım olumsuz duygu
ve durumla karşı karşıya kalabilirsiniz. Yoğun suçluluk, utanç, kaygı, kararsızlık,
çökkünlük, yetersizlik duyguları yaşayabilir, kendinize olan güven ve saygınız
azalabilir. Hepimizin zaman zaman bu tip duygular yaşaması son derece doğaldır ama çok yoğun ve sıkça yaşandığında bu duygular performans ve motivasyonunuzu düşürebilir, çeşitli psikolojik sorunlara neden olabilir. Bu olumsuz duyguların yanında
mükemmeliyetçilikle bağlantılı birtakım sağlıksız davranışlar da geliştirebilirsiniz.
Yaptığınız her işi aşırı şekilde planlayabilir, işi yaparken attığınız
adımları aşırı şekilde tekrarlayabilir veya sürekli kontrol etme ihtiyacı duyabilirsiniz.
Öncelikli ve önemli işlerinizi sürekli erteleyebilir, başlamaktan kaçınabilir veya
başlasanız bile en ufak bir hatada vazgeçip, bırakabilirsiniz. Erteleme ve karar verme
güçlüğü yüzünden çok yavaş davranabilir, zamanı iyi kullanamayabilirsiniz. İşleri iyi
ve doğru şekilde yapamayacaklarını düşündüğünüz için diğer insanlara sorumluluk
vermekten kaçınabilir, bu yüzden ekip çalışmalarında başarısızlık yaşayabilirsiniz.
Diğer insanlarla ortak çalışma yapmak zorunda kaldığınızda da sürekli onları izleyip
kontrol etmeye ve onların davranışlarını değiştirmeye çalışabilirsiniz. Benzer şekilde
hata yapmaktan çekindiğiniz için kendi gelişiminizi sağlayacak yeni sorumluluklar
almaktan da kaçınabilirsiniz.
Bütün bu olumsuz duygu, inanç ve davranışlar fiziksel ve psikolojik sağlığınızı, iş,
okul ve ev hayatınızı, insanlarla ilişkilerinizi ve hatta boş zaman ve eğlence
etkinliklerinizi olumsuz yönde etkileyebilir.
Fiziksel etkilerine bakıldığında, mükemmeliyetçiliğin getirdiği yoğun stres mide ve bağırsak sorunları, çeşitli ağrılar ve dermatolojik problemlere neden olabilir. Mükemmeliyetçilik, depresyon, kaygı bozukluğu, yeme bozuklukları gibi çeşitli psikolojik problemlere zemin hazırlayabilir. Daha da önemlisi günlük hayatta birçok probleme neden olabilir.
Mükemmeliyetçilik, okul hayatında verimsizlik, yaratıcılıkta düşüş, kişiler arası
ilişkilerde yoğun çatışma ve güvensizlik, yakın arkadaşlıklar kuramama gibi tüm
hayatınızı kapsayabilecek etkilere sahiptir.
Peki, mükemmeliyetçilikle nasıl baş edebilirsiniz? Mükemmeliyetçilik
hayatınızın pek çok alanını etkileyebileceği için, çoğu zaman tek başına üstesinden
gelmesi zor bir durum olabilir. Bu yüzden bir uzmandan yardım almak oldukça
önemlidir. Ama bu sırada sizin de yapabileceğiniz birtakım uygulamalar olabilir.
* Mükemmeliyetçi davranışları sağlıklı çabaya dönüştürmede atacağınız ilk adım
mükemmeliyetçilik konusunda bilgilenmek ve mükemmeliyetçiliğin
istenmeyen, size zarar verebilecek bir durum olduğunu kabullenmektir.
* Sadece başarısızlık ve kendini küçümseme ile sonuçlanacak kadar yüksek
beklentiler yerine kendi sınırlarınız, yetenekleriniz ve ilgileriniz ve ihtiyaçlarınız
içinde ulaşabileceğiniz hedefler belirlemeye çalışabilirsiniz. Bunu yaparken,
koyduğunuz hedeflerin ulaşılabilir, sözel olarak ifade edilebilir, belirli, net ve
ölçülebilir olmasına dikkat etmelisiniz. Yapacağınız işi, ufak parçalara bölüp, her
bir parçayla ilgili, birbirini takip eden, ardışık hedefler oluşturmaya, bir amacınızı
gerçekleştirdiğinizde, onun bir basamak üstündeki amacı gerçekleştirmeye
çalışabilirsiniz.
* Sadece hatalara odaklanmak yerine o işi yaparken attığınız adımları fark etmeye
çalışabilirsiniz. Hatalarınızı kabul edip, onları bir öcü gibi değil de, gelişmemizi
sağlayan deneyimler olarak görmeyi öğrenebilirsiniz.
* Kendinizi hatalarınız konusunda bağışlayabilmeyi deneyebilirsiniz. Kendinizi
değerlendirirken, olumsuz olduğunu düşündüğünüz özelliklerinizin yanında
olumlu, iyi yanlarınızı da görmeye çalışmalısınız. Kendinize bir bütün olarak
bakmayı öğrenebilirsiniz.
* Mükemmeliyetçiliği besleyen, size zarar veren düşünce ve davranışları
değiştirmeyi, yerine daha uygun alternatifler koymayı deneyebilirsiniz.
* Yeni deneyimlere öğrenmek, gelişmek için fırsatlar olarak bakmaya
çalışabilirsiniz, kazanılıp-kaybedilen durumlar olarak değil. Bir işi planlarken ne
yapabileceğinizden başlamaya çalışabilirsiniz, ne yapmanız gerektiğinden değil.
* Denediğiniz, çaba gösterdiğiniz her şeyi önemsemeyi öğrenebilirsiniz. Sadece bir
etkinliğin sonucuna değil, bu etkinliyi yaparken yaşadıklarınıza da odaklanmaya
çalışabilirsiniz.
Bu önerileri uygulamayı deneyebilirsiniz. Denemeye mükemmel olmadığını
düşünüp yarım bıraktığınız işlerin bir listesini yaparak başlayabilirsiniz. Bu listenin
başına "bu işler kusursuz bir şekilde değil de, sırf yapmaktan zevk aldığım için
yapacağım işlerdir" hatırlatmasını yazabilirsiniz. Bu listedeki maddeleri her gün
uygulamaya koyarak mükemmel olmama cesaretini kazanmaya çalışabilirsiniz.
Unutmayın, bize biz olma özelliğini veren mükemmel olmayan yanlarımızdır.
Hepimiz mükemmel olsaydık, tekdüze, durağan, soğuk varlıklar olurduk. Mükemmel
olmayan yanlarımız olmasa gelişemez, ilerleyemezdik
İnsanoğlunun en mükemmel tarafı mükemmel olmadığını keşfetmesidir...
Pelin Üster
(MBA)Uzm. Psikolog & Psikolojik Danışman
SPOR KADIN VE ENERJİ
Kadınlar, doğuşu, yapısı, anneliği ve duygusallığı ile her zaman iç fiziksel enerji bedenlerinde daha güçlü olmak zorunda kılınmıştır. Bulundukları toplumun kriterlerine göre davranış gösterimine girmişlerdir. Yöresel yaklaşımlarla bunun örneklerini görmek mümkündür. Doğuda toprakla iç içe bir saban başında tarla süren bir kadını, kuzeyde eğimli arazilerde erkek gücünün bile zorlandığı yükü sırtında taşıyan bir kadını, batıda kariyeri için iş yerinde dişini tırnağına takmışken eve döndüğünde tamamen farklı bir aurayla iyi bir anne ve ev hanımı olmaya çalışan bir kadını görmek mümkündür ve çok doğal karşılanmaktadır. Bu örneklere ve burada belirtilmeyen binlerce örneğe bakıldığında tek bir gerçek ortaya çıkmaktadır. Kadınlar duygusal ve hassas yapılarına rağmen hayat koşullarına daha kolay motive olabilen ve zorluklara karşı daha dayanıklı bir yapıya sahiptir. Tüm bunlara ek olarak hayatın her alanında başarılı olabileceklerini ispat için daha çok çaba sarf etmişlerdir. Spor alanında kadının yeri de bu alanlardan biridir. Keza bu denli güç koşullar içerisinde kadının spora dolayısıyla kendisine ayırdığı zaman ve çabanın önemi büyüktür. Dünyada çeşitli gruplar bu konuda kadınlara destek vermişlerdir.
Kadınların spor ile yakınlaşması ve bu alandaki çekinikliklerinin kalkması için ilk bildirge 5-8 Mayıs 1994 tarihleri arasında İngilizlerin Brighton şehrinde uluslar arası düzeyde spor otoritelerinin bir araya geldiği bir toplantıda hazırlanmıştır. 82 ülkeden 280 delegenin imzası olan bu bildirge tüm kıtaları kapsayacak bir kadın ve spor stratejisi geliştirmiştir.
1989 yılında ise Avrupa Spor Konseyi (ESC) kadın ve spor üzerine çalışan bir grup olan "Avrupa Kadın ve Spor Grubu" nu ( EWS) kurmuştur. 1993de Bratislava' da ESC ye bir rapor sunmuş ve bu rapor üzerine Bratislava grubu desteklemiştir. İlerleyen zamanlarda EWS tüm Avrupa spor örgütleri ve üye ülkeler tarafından tanınmış, EWS 'nin bağımsız bir grup olarak kalmasına ve temsilciler seçmesine karar verilmiştir. Seçilen bu temsilciler için yıllık açık toplantılar yapılması gerekti. İlk toplantı Norveç Spor Konfederasyonu tarafından 8 Nisan 1995 de Oslo'da düzenlendi ve ESC nin sporda kadın erkek eşitliği konusundaki çalışmaları üç ana tezde toplandı.
1- Adalet sağlanmalıdır.
2- Kadınlar kullanılmayan kaynaklardır.
3- Kadınların tecrübeleri değerlendirilmemektedir.
Sporda kadınların az temsil edilmeleri bir çok nedenle açıklanabilir. Ancak gerçek
nedeni henüz tam belirlenememiştir. Bu bir kaynak ve liderlik sorunu olabileceği gibi bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir sorun da olabilir. Ancak şu bir kesindir ki kadınlar enerjilerini artıracak motive gücüne çok daha fazla sahiptir.
Sporda liderliğin, gücün, kariyerin ve başarının tanımını yapanların erkekler olduğu bilinmektedir. Bu sporun standardını belirlemektedir ve bu standart erkekler tarafından belirlendiği sürece eşitlik sağlanması mümkün değildir. ESC kadınlar konusunda 1993-95 yılları arasında başarı sağlamıştır.
Spor alanında kadınların yerinin ne olduğuna daha eski tarihlerde bakacak olursak ilginç sonuçlara ulaşırız. Köln yüksek beden eğitimi enstitüsünden M.Lammer Antik Yunan'da fiziksel çalışmaların asker kökenli olduğunu belirtiyor. Soylu kadınların spor aktivitelerine katılması ise İtalya, Fransa ve İngiltere'den gelen bir Rönesans geleneğiydi. Avam tabakadaki kadınlar ise beden güçleri ön planda bir yaşam tarzı içerisinde oldukları için spor alanında yoklardı. Kadınların olimpik yarışmalara katılması ise 1928 de başarılabildi.
Bazı dini inançlarda kadınların spor içinde yer almamasını sağladı. Kuzey Afrika ülkeleri Suriye, Ürdün hatta Umman'da kız okullarında hentbol kolları ve bacakları örten giysiler içerisinde oynatılmaktaydı.
Medyada kadınların spor alanında olmasını desteklememiştir. Spor alanındaki haberlerde kadın söz konusu olduğunda performanstan ziyade kadın sporcunun ojesi veya güzel olup olmadığı haber oluyordu.
Sporcu olarak yetiştirilen bir kadının fiziksel gelişiminin sağlıklı olup olmadığı konusunda da bir çok tartışma olmuştur. Ve güreş boks vb. spor dallarına kadınların uygun olmadığı gibi bazı sonuçlar alınabilmiştir. Bir kız çocuğu ve erkek çocuğu aynı fiziksel özelliklere sahiptir. Ama gelişme döneminde spor söz konusu olduğunda kız çocuğunun kemik yapısı erkek gibi gelişebilir. Bu da toplum tarafından istenmeyen bir durumdur. Erkeklerin kemik yapısı kadınlardan daha iri, sert, pürtüklü ve tendonların yerleşmesi için daha uygundur. Anatomik açıdan kadınların daha az oksijen absorbe edebilmeleri vb. konulardan erkeklerin spor açısından kadınlardan daha uygun oldukları kabul edilmiştir.
Kadınlardaki güç erkeklerdeki kadar verimli antrene edilebilecek iyi bir özelliktir. Yağ yüzdeleri maraton gibi bir sporda erkeklerden çok daha az olması nedeni ile daha iyidir. Kadınların bacak kasları erkeklerden çok daha güçlü gelişirken erkeklerin vücutlarının üst kısmı kadınlara oranla daha güçlü gelişir. Kadınlar daha iyi bir vücutsal ısı ayarına sahip oldukları için erkeklerden daha az su kaybederler.
Kadınların aşırı ağır antrenmanları, kadın antrenörlerin yetersizliği ve bir çok disiplinlerinde kadının yer almaması konusunda yapılması gereken çok araştırma var. Şüphesiz ki spor yapan kadınların sayısının arttığını gördükçe klüplerde ve organizasyonlarda da kadın sayısının arttığını göreceğiz.
Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu
Öğretim Görevlisi Osman KALYONCU
|
 |
|